Mehmet Yont

Mehmet Yont

07 Mayıs 2026 Perşembe

Bir Umut Mevsimi, Hıdırellez

Bir Umut Mevsimi, Hıdırellez
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Kışın o gri, yorucu ve insanı kendi içine kapatan pelerini üzerimizden ağır ağır kalkarken, doğa bize en muazzam gösterisini sunmaya hazırlanıyor. Dallarda tomurcuklar patlıyor, toprak uyanıyor, havada tarifi imkansız bir “yeniden doğuş” kokusu var. İşte tam da bu dönemece, asırlardır süregelen, kökleri Mezopotamya’dan Orta Asya’ya kadar uzanan muazzam bir mirası sığdırıyoruz: Hıdırellez.
Benim için Hıdırellez, sadece takvim yapraklarında 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan bir gece değildir. Hıdırellez; umudun, dayanışmanın, doğayla barışmanın ve en önemlisi “belki bu yıl olur” demenin adıdır.
İki Yol arkadaşının Buluşması
Efsane bu ya; darda kalanların hızırı, bolluğun simgesi Hızır Aleyhisselam ile denizlerin hakimi İlyas Aleyhisselam, yılda sadece bir kez, doğanın tam anlamıyla uyandığı bu gecede yeryüzünde buluşurlar. Onların buluştuğu yer yeşerir, bastıkları toprak bereketlenir, dokundukları su şifa olur.
Bu güzel inanış, asırlardır Anadolu’nun dört bir yanında, Balkanlar’da, Ortadoğu’da ortak bir coşkuyla kutlanıyor. Ritüelleri ise hem çocuksu bir heyecan taşır hem de derin bir simgesellik.
Ritüellerin Dili
Hıdırellez denince akla ilk gelen, ateşin üzerinden atlamaktır kuşkusuz. O odunlar sadece ısınmak için yanmaz o gece. Ateş, arınmadır. Kışın getirdiği hastalıkları, dertleri, tasaları o ateşe atıp üzerinden atlayarak yeni mevsime “temiz” bir başlangıç yapmaktır amaç. “Pirler gelmesin, dertler gitsin” diye atlanır o ateşlerin üzerinden.
Ve tabii ki gül ağaçları… Hıdırellez gecesinin gizli tanıklarıdır onlar. Akşamdan kağıtlara çizilen evler, arabalar, bebekler, cüzdan modelleri ya da yazılan kısmet duaları gül dalına bağlanır veya dibine gömülür. Sabahın köründe, ezan vakti o dilekler toplanır ve akan bir suya; denize, nehre bırakılır. Neden mi? Çünkü Hızır’ın karada, İlyas’ın suda olduğu inanılır; dilekler su aracılığıyla İlyas’a, oradan da Hızır’a ulaşsın diye.
O gece ambarların, para keselerinin ağzı açık bırakılır. Evler temizlenir, yemekler paylaşılır. Çünkü Hızır, temiz eve, cömert sofraya uğrar.
Bugün Hıdırellez Bize Ne Söyler?
Modern dünyanın betonarme döngüsü içinde, mevsimlerin değişimini sadece kıyafet dolaplarımızı düzenlerken fark ettiğimiz şu günlerde, Hıdırellez bize çok önemli bir şeyi hatırlatıyor: Biz doğanın bir parçasıyız.
Ateşten atlamak komik gelebilir, gül dibine kağıt gömmek naif. Ancak bu ritüellerin özünde yatan “umut etme” yeteneği ve “doğanın canlanışını kutlama” arzusu, insan kalbinin en evrensel ihtiyacıdır. Hıdırellez, bize darda kaldığımızda bir kurtarıcı beklemekten öte, umudu kendi ellerimizle yeşertebileceğimizi, bir dilek kağıdıyla bile olsa geleceğe dair bir niyet ortaya koyabileceğimizi gösterir.
Bu yıl, 5 Mayıs gecesi siz de bir an olsun yavaşlayın. Belki bir ateş bulup atlayamazsınız ama balkonunuzdaki bir çiçeğin dibine niyetinizi bırakabilirsiniz. Ya da en azından, sabah uyandığınızda pencereyi sonuna kadar açıp, uyanan doğanın kokusunu içinize çekerek “Hoş geldin bahar, hoş geldin umut” diyebilirsiniz.
Unutmayın; Hızır, sadece onu içtenlikle bekleyenlere uğrar.
Hıdırellez’iniz kutlu, dilekleriniz kabul, bolluğunuz daimi olsun.

MEHMET YONT

Devamını Oku

Emeğin ve Dayanışmanın Simgesi: 1 Mayıs

Emeğin ve Dayanışmanın Simgesi: 1 Mayıs
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Dünya genelinde her yıl büyük bir coşku ve kararlılıkla kutlanan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, kökeni 19. yüzyılın sonlarına dayanan onurlu bir mücadelenin eseridir. İşçilerin “günde 8 saat çalışma” talebiyle başlattığı bu hareket, zamanla tüm dünyada emeğin en yüce değer olduğunu hatırlatan sembolik bir güne dönüşmüştür.
Tarihsel Bir Miras
1886 yılında Chicago’da alevlenen bu mücadele, çalışma saatlerinin düzenlenmesinden iş sağlığı ve güvenliğine, sendikal haklardan adil ücret politikalarına kadar pek çok kazanımın kapısını aralamıştır. Bugün sahip olduğumuz pek çok sosyal hak, geçmişte bu uğurda bedel ödeyen emekçilerin mirasıdır. Bu nedenle 1 Mayıs, geçmişi anmak kadar geleceği inşa etmek adına da kritik bir öneme sahiptir.
Toplumsal Barış ve Ekonomi
Bir ülkenin kalkınması, sadece binalar yükseltmek veya teknoloji üretmekle değil; bu süreçlerin asıl mimarı olan işçinin refahıyla ölçülür. Gaziantep gibi sanayinin, üretimin ve ticaretin kalbi olan şehirlerde, çarkların dönmesini sağlayan her bir el, toplumsal huzurun da teminatıdır. Emeğin karşılığının tam ve zamanında alındığı, iş güvenliğinin bir lütuf değil standart olduğu bir çalışma ortamı, ekonomik başarının en sürdürülebilir yoludur.
Dayanışma Ruhu
1 Mayıs, farklı sektörlerde çalışan milyonlarca insanın ortak paydada buluştuğu bir gündür. Tarladaki çiftçiden fabrikadaki işçiye, ofis çalışanından esnafa kadar herkes, üretimin bir parçasıdır. Bu günün kutlanması, sınıfsal bir ayrışmadan ziyade, toplumsal bir kucaklaşmayı ve emeğe duyulan saygıyı temsil eder.
Sonuç Olarak
Emek ve Dayanışma Günü, çalışma hayatındaki sorunların dile getirildiği, çözüm yollarının arandığı ve en önemlisi “biz” olabilme iradesinin gösterildiği bir gündür. Alın terinin kurumadan hakkının verildiği, adil ve güvenli bir gelecek dileğiyle; tüm çalışanların, üretenlerin ve emeğiyle dünyayı güzelleştirenlerin 1 Mayıs Bayramı kutlu olsun.
MEHMET YONT

Devamını Oku

23 NİSAN: ÇOCUKLARINBAYRAMI, GELECEĞİN UMUDU

23 NİSAN: ÇOCUKLARINBAYRAMI, GELECEĞİN UMUDU
1

BEĞENDİM

ABONE OL


23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklara armağan edilen ve her yıl coşkuyla kutlanan bir bayramdır. Bu bayram, hem çocukların hem de yetişkinlerin yüreğinde özel bir yer tutar, çünkü içinde barındırdığı değerlerle sadece dünü değil, bugünü ve yarını da aydınlatır.
23 Nisan’ın önemi, sadece çocuklara bir bayram hediye edilmesinden ibaret değildir. Bu bayram, çocuklarımıza verilen değerin, onlara duyulan güvenin ve geleceğe olan inancın bir simgesidir. Atatürk, çocukları “yarının büyükleri” olarak görmüş ve onların eğitimine, gelişimine büyük önem vermiştir. 23 Nisan, bu önemin en somut ve güzel ifadesidir.
Bayram, sadece kutlamalarla değil, aynı zamanda çocukların haklarının hatırlatılmasıyla da geçer. Çocukların eğitim hakkı, sağlık hakkı, oyun oynama hakkı gibi temel hakları, bu bayram vesilesiyle bir kez daha vurgulanır. Çocukların sağlıklı, mutlu ve başarılı birer birey olarak yetişmeleri için gerekli olan her türlü destek ve imkanın sağlanması, toplumun ve devletin en önemli görevlerinden biridir.
23 Nisan, aynı zamanda dünya çocukları arasındaki barış ve dostluk bağlarının güçlenmesine de katkı sağlar. Farklı ülkelerden gelen çocukların bir araya gelmesi, birbirlerini tanıması ve ortak değerler etrafında birleşmesi, barış dolu bir gelecek için umut verir.
Bu bayram, çocukların hayal güçlerini geliştirmelerine, yaratıcılıklarını ortaya koymalarına da imkan tanır. Okullarda düzenlenen törenler, oyunlar, gösteriler ve yarışmalar, çocukların yeteneklerini sergilemelerine ve kendilerini ifade etmelerine yardımcı olur.
Sonuç olarak, 23 Nisan, sadece çocukların bayramı değil, aynı zamanda geleceğe olan inancın, barışın ve sevginin bayramıdır. Bu bayramı her yıl coşkuyla kutlayarak, çocuklarımıza verdiğimiz değeri ve onlara duyduğumuz güveni bir kez daha yineleyelim. Onların mutlu, sağlıklı ve başarılı birer birey olarak yetişmeleri için elimizden gelen her şeyi yapalım ve onlara barış dolu, aydınlık bir gelecek sunalım.

Devamını Oku

Sınıflarda Yankılanan Şiddet

Sınıflarda Yankılanan Şiddet
1

BEĞENDİM

ABONE OL


Son haftalarda Türkiye, eğitim sisteminin kalbi olan okullardan gelen, vicdanları yaralayan ve toplumsal huzuru derinden sarsan haberlerle sarsıldı. Özellikle Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde yaşanan, öğrencilerin kendi eğitim gördükleri veya eski okullarını bastığı şiddet olayları, okulların sadece fiziksel güvenliğini değil, aynı zamanda eğitim iklimini de sorgulanır hale getirdi. Bu makale, söz konusu olayların ışığında, okulda şiddet olgusunun derinlerine inmeyi, tetikleyici unsurları analiz etmeyi ve bu karanlık tabloyu aydınlatacak acil çözüm stratejilerini tartışmayı amaçlamaktadır.
Karatablo: Olayların Kronolojisi ve Ortak Noktalar
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir liseye düzenlenen ve çok sayıda öğrenci ile öğretmenin yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı saldırı, ardından Kahramanmaraş’tan gelen benzer bir baskın haberi, münferit olaylar olarak geçiştirilemeyecek bir boyuta ulaştı. Her iki olayda da dikkat çeken en acı ortak nokta, faillerin yine o okulun öğrencisi veya eski öğrencisi olmasıydı. Sınıfları basıp, rastgele ateş açan veya akranlarını tehdit eden bu gençlerin, okulu bir “yuva” veya “gelecek kapısı” olarak değil, bir “hedef” olarak görmeleri, meselenin sadece güvenlik zafiyeti olmadığını ortaya koymaktadır.
Buzdağının Görünmeyen Kısmı: Şiddetin Arka Planındaki Faktörler
Okul baskınlarını sadece bir anlık öfke patlaması olarak değerlendirmek, sorunu basitleştirmek olur. Uzmanlar, bu tür trajedilerin arkasında karmaşık bir nedenler sarmalının yattığına işaret etmektedir:

  1. Siber Zorbalık ve Dijital Dünyanın Etkisi: Günümüzde şiddet, fiziksel sınırları aşarak dijital platformlara taşındı. Sosyal medyada çeteleşen, “C31K” gibi karanlık yapılanmalara üye olan veya şiddet içerikli oyunlarla büyülenmiş gençler, gerçeklik algısını yitirebilmektedir. Siverek’teki olayda failin, saldırıdan önce okulun sosyal medya hesabına tehdit yorumu yapması, bu dijital boyutu net bir şekilde göstermektedir. Şiddetin dijital dünyada estetikleştirilmesi ve popülerlik aracı haline getirilmesi, gençleri suça teşvik etmektedir.
  2. Sosyal İzolasyon ve Akran Zorbalığı: Okulda dışlanan, zorbalığa uğrayan veya kendini yalnız hisseden öğrenciler, yaşadıkları derin öfke ve çaresizliği şiddete dönüştürebilirler. Sosyal izolasyon, gencin okula aitlik hissini yok etmekte ve onu radikal eylemlere açık hale getirmektedir.
  3. Aile İçi İletişim Kopukluğu ve Travmalar: Aile içi şiddet, ihmal veya anne-baba ile sağlıklı iletişim kuramama, çocukların duygusal gelişimini baltalar. Problemlerini konuşarak çözmeyi öğrenemeyen çocuklar, öfkeyi bir problem çözme yöntemi olarak benimseyebilirler. Kahramanmaraş’taki olayda failin babasının eski emniyetçi olması ve silahlarına erişebilmesi, aile içi kontrol ve iletişim meselelerini gündeme getirmektedir.
  4. Rehberlik Hizmetlerinin Yetersizliği: Okullardaki rehber öğretmen sayısının azlığı ve mevcut öğretmenlerin daha çok üniversiteye hazırlık veya tercih danışmanlığına odaklanması, öğrencilerin psikolojik sorunlarının göz ardı edilmesine neden olmaktadır. “Sessiz kalan çocuk sorunsuz çocuktur” algısı, görünmeyen risklerin büyümesine yol açmaktadır.
  5. Genel Toplumsal Şiddet Sarmalı: Gençler, içinde yaşadıkları toplumun bir aynasıdır. Kadına, hayvana, sağlık çalışanına yönelik şiddetin arttığı, “güçlü olanın kazandığı” bir toplumsal atmosfer, gençlerin zihin dünyasını da şekillendirmektedir.
    Güvenli Okullar İçin Yol Haritası: Çözüm Önerileri
    Okul baskınlarını önlemek, sadece polis tedbirleri ile mümkün değildir. Bu, eğitimden sağlığa, aileden medyaya kadar çok katmanlı bir işbirliği gerektirir:
  • Bütüncül Okul İklimi Oluşturmak: Okullar, sadece akademik başarının ölçüldüğü değil, öğrencilerin kendilerini değerli, adil ve güvenli hissettikleri pozitif birer yaşam alanı haline getirilmelidir. Akran zorbalığına karşı sıfır tolerans politikası uygulanmalıdır.
  • Psiko-Sosyal Destek Sistemlerinin Güçlendirilmesi: Okullardaki rehber öğretmen sayısı artırılmalı ve rehberlik hizmetleri, sadece akademik danışmanlık değil, aktif psikolojik destek ve kriz yönetimi odaklı hale getirilmelidir. Erken uyarı işaretleri (ani öfke patlamaları, içe kapanma) ciddiye alınmalıdır.
  • Dijital Okuryazarlık ve Medya Kontrolü: Gençlere yönelik dijital okuryazarlık eğitimleri artırılmalı, siber zorbalıkla mücadele mekanizmaları güçlendirilmelidir. Medya, şiddet olaylarını haberleştirirken “özendirici” veya “detaylı” dilden kaçınmalıdır.
  • Aile-Okul İşbirliğinin Artırılması: Veliler, çocuklarının sadece notları ile değil, duygusal durumları ve arkadaş çevreleri ile de ilgilenmeye teşvik edilmelidir. Ailelere yönelik ebeveynlik eğitimleri seminerleri düzenlenmelidir.
  • Fiziksel Güvenlik Önlemlerinin Modernizasyonu: Okullara giriş-çıkışlar daha sıkı kontrol edilmeli, güvenlik kameraları ve personel sayısı optimize edilmelidir. Ancak, okulun bir “hapishane” gibi hissettirilmemesine de özen gösterilmelidir.
    Sonuç itibariyle, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul baskınları, eğitim sistemimiz ve toplumsal geleceğimiz için son bir uyarı niteliğindedir. Sınıfları şiddet arenasına çeviren bu karanlığı aydınlatmak, sadece devletin değil, tüm toplumun ortak sorumluluğudur. Gençlerimize, öfkeyi değil, empatiyi; şiddeti değil, iletişimi; yalnızlığı değil, aitliği aşılamak zorundayız. Aksi takdirde, okul zilleri her çaldığında, gelecekten değil, korkudan bahsetmeye devam edeceğiz.

Mehmet Yont

Devamını Oku

Türk Polis Teşkilatı 181 Yaşında! Kutlu Olsun.

Türk Polis Teşkilatı 181 Yaşında! Kutlu Olsun.
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Türk Polis Teşkilatı, 10 Nisan 1845’te kurulduğundan beri milletimizin huzur ve güvenliği için canla başla çalışmaktadır. Bu sene 181. yılını kutladığımız Polis Haftası, polislerimizin fedakarlıklarını ve emeklerini anmak, onlara teşekkür etmek ve toplumsal farkındalığı artırmak için önemli bir vesiledir.
Türk polisi, sadece suçla mücadele etmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal olaylara müdahale eder, kamu düzenini sağlar, afetlerde ve acil durumlarda vatandaşlarımızın yanında olur. Terörle mücadelede de en ön safta yer alan polislerimiz, vatanımızın bölünmez bütünlüğü için canlarını hiçe sayarak görevlerini yerine getirirler.
Türk polisinin her zaman yanında olan milletimiz, onlara duyduğu sevgi ve güveni her fırsatta dile getirir. Polislerimiz, bu güveni boşa çıkarmamak için her türlü zorluğa göğüs gerer ve görevlerini en iyi şekilde yerine getirmek için çalışırlar.
Polis Haftası, sadece bir kutlama haftası değildir. Bu hafta, polislerimizin sorunlarını dinlemek, onlara destek olmak ve çalışma koşullarını iyileştirmek için de bir fırsattır. Polislerimizin daha iyi şartlarda çalışabilmeleri için gerekli düzenlemelerin yapılması, onların daha verimli ve etkin bir şekilde görev yapmalarını sağlayacaktır.
Türk Polis Teşkilatı, 181 yıldır milletimizin huzur ve güvenliği için çalışmaktadır. Bu kutlu yolda canlarını feda eden tüm polislerimizi rahmetle anıyor, gazi polislerimize minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz. Görevi başındaki tüm polislerimize de başarılar diliyoruz. Türk Polis Teşkilatı’nın 181. yılı kutlu olsun!

Mehmet Yont

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.