06 Nisan 2026 Pazartesi
Gazze, bir avuç toprak parçası. Bu bir avuç toprak parçasında Müslümanlar otuz aydır kıyıma uğruyor. Gazze yüzyıllardır dinmeyen bir acının , dinmeyen bir gözyaşının ve süregelen bir kıyımın tam ortasıdır. Gazze acıların, umutların, yıkımların ve direnişin şehridir.
Gazze’de çocuklar sabah ezanı sesiyle uyanmaz, bomba sesiyle uyanır. Gazzeli çocuklar oyun bilmez, şımarık da değillerdir çünkü onları şımartacak ne anneleri ne de babaları vardır. Onlar için geceyi ay değil korkunç bombaların ışıkları aydınlatır. Gazzeli çocukları gece saracak ne anne ne de yorgan vardır. Gazze’de her gün bunlar yaşanırken dünya sağır ve dilsiz kalmaktadır.
Oysa her çocuk masumdur. Gazze’nin de en masum tanıkları çocuklardır. Çocukları sabahleyin bomba sesi değil annelerin o sımsıcak sesi uyandırmalıdır. Gazzeli çocuklar tüm çocuklar gibi gülmeli, oynamalı ve şımarmalıdır. Gazzeli çocuklar da gökyüzüne baktıklarında sadece uçurtmaları, kuşları ve yıldızları görmelidir. Ancak bu çocuklar her gün acı, yıkım ve ölümle yüzleşiyor.
Gazze’de ölüm artık sıradanlaşmış. Her gün şehit cenazesi kaldırmak insanların acıyı kanıksadıkları günlük hayatlarının bir parçası haline gelmiştir. Bunlara rağmen Gazzeli Müslümanlar her şeyini kaybetmiştir ancak umutlarını asla kaybetmemişlerdir çünkü umut Gazellilerin en büyük silahıdır.
İsrail’in Gazze’ye uyguladığı bir savaş değildir. Tam anlamıyla bir kıyım, tam anlamıyla bir vahşet, tam anlamıyla bir soykırımdır. Bu soykırıma başta Müslümanlar olmak üzere uluslararası toplum sadece seyirci kalmaktadır. En büyük tepkileri de süslü cümlelerle kınama mesajı yayınlamalarıdır. Ben de buradan tüm Müslüman devletleri kınıyorum değişen bir şey olacaksa.
Haksız ve hukuksuz bir şekilde Gazze’de binlerce Müslüman idam edilecek. Artık kınama faslı bitti. Bu masumları kınayarak kurtaramazsınız. Ateşi su söndürmez. Ateşi, ateş söndürür. Gazzelilerin evine düşen ateş, Siyonistlerin evine düşmediği sürece de bu ateş sönmez. Zaman bir olma zamanı, zaman kıyama kalkma zamanı.
Gazze’de bir avuç Müslüman ümmetin onuru oldu, gururu oldu. ’Öyleyse cesaretinizi yitirmeyin ve üzülmeyin. Eğer gerçekten inanıyorsanız, mutlaka üstün gelecek olan sizsiniz.’ Ayet-i Kerimesinin ete kemiğe bürünmüş halini tüm insanlığa Gazzeli Müslümanlar gösterdi. Sıra bizlerde. Ya kıyama kalkacağız ya da kıyımı seyredeceğiz.
Hulusi Gürbüz EĞİTİM-BİR-SEN GAZİANTEP ŞUBE BAŞKANI
Zafer Partisi Kurucular Kurulu Üyesi, iş insanı ve uzun yıllardır ticaret odası üyesi olan Mehmet Pamuk, son günlerde ticaret odası yönetiminden gelen “herkes işini yapsın” yönündeki açıklamalar üzerine çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.
Mehmet Pamuk sözlerine şöyle başladı:
“Ticaret odası başkanının baklava üzerinden yaptığı açıklamalarda ‘herkes işini yapsın’ vurgusu doğrudur. Ancak bu ilke herkesi kapsar. Belediyeler üretim yapmamalı, piyasanın içine girip esnafla rekabet etmemelidir. İster hayır amaçlı olsun, ister başka gerekçelerle yapılsın; ticari faaliyetin kamu eliyle yürütülmesi, doğrudan esnafa zarar verir.”
Pamuk, açıklamasında piyasa dengelerinin korunmasının önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Serbest piyasa düzeninde her kurum kendi alanında kalmak zorundadır. Belediyeler sosyal destek üretir, düzenler ve denetler; üretim ve ticaret ise esnafın ve yatırımcının alanıdır. Aksi halde adil rekabet ortadan kalkar, küçük esnaf ayakta kalamaz.”

Mehmet Pamuk sözlerine şöyle devam etti:
“Ancak burada daha temel bir sorun var. Ticaret odalarının bugün geldiği noktayı sorgulamak gerekiyor. Ben yaklaşık 40 yıldır üyeyim. Bu süreçte ticaret odamdan somut, ölçülebilir bir fayda görmedim. Buna rağmen her işlemde ücret talep eden, aidat alan ve üyeye mali yük getiren bir yapı ile karşı karşıyayız.”
Pamuk, ticaret odalarının mevcut yapısına yönelik eleştirilerini daha da sertleştirerek şunları söyledi:
“Şirket açarken para, evrak alırken para, kapanışta para… İflas etmiş bir işletmeden dahi ücret talep edilen bir sistem kabul edilemez. Ticaret odaları birçok yerde üyeye değer üretmekten uzaklaşmış, bürokratik ve maliyet artırıcı yapılara dönüşmüştür. Bu durum sahada ‘arpalık’ algısını güçlendirmektedir.”
Pamuk, çözüm önerisini de dile getirerek şu değerlendirmede bulundu:
“Ticari tescil işlemleri daha yalın ve düşük maliyetli bir modele taşınabilir. Noterlik sistemi üzerinden yürütülebilecek bir yapı, hem maliyetleri düşürür hem de işlemleri hızlandırır. Üyeye fayda üretmeyen bir yapının zorunlu üyelikle devam ettirilmesi doğru değildir. İsteyen kayıt olur, isteyen olmaz; bu yapı gönüllülük esasına göre yeniden düzenlenmelidir.”
Mehmet Pamuk sözlerini şöyle tamamladı:
“Esnafın ve üreticinin ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemde, onların yükünü artıran değil, azaltan bir sistem kurulmalıdır. Ticaret odaları ya kendini gerçek anlamda reforme etmeli ya da mevcut haliyle sorgulanmalıdır. Türkiye’nin ihtiyacı, aidat toplayan değil; üyeye değer katan, rekabet gücünü artıran kurumsal yapılardır.” dedi.
Gaziantep Eğitim Bir Sen Şube Başkan Yardımcısı Yusuf Aykurt, Kamu görevlilerimizin, özellikle de geleceğimizi inşa eden öğretmenlerimizin ekonomik hakları; günübirlik hesapların, yüzeysel tekliflerin ya da eksik değerlendirmelerin konusu olamaz. Bugün Gaziantep’te yürütülen banka promosyon ihalesi sürecinde karşı karşıya kaldığımız tablo, bu gerçeği bir kez daha açık şekilde ortaya koymaktadır dedi.
Gaziantep Eğitim Bir Sen Şube Başkan Yardımcısı Yusuf Aykurt, yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi: “Çevre illere kıyasla çok daha fazla sayıda eğitim çalışanına sahip olan şehrimizde, bankaların sunduğu tekliflerin beklentilerin oldukça altında kalması kabul edilebilir değildir. Nüfus, işlem hacmi ve ekonomik potansiyel açısından güçlü bir şehir olan Gaziantep’in eğitim çalışanlarına sunulan promosyon rakamlarının yetersizliği; sadece ekonomik bir eksiklik değil, aynı zamanda emeğe verilen değerin sorgulanmasına da neden olmaktadır.
Bizler Eğitim-Bir-Sen Gaziantep teşkilatı olarak bu süreci titizlikle yürütüyor, her adımı yakından takip ediyoruz. Açıkça ifade ediyoruz ki: öğretmenlerimizin ve tüm eğitim çalışanlarımızın lehine olmayan hiçbir promosyon anlaşmasına imza atmayacağız. Bu süreçte şeffaflık, adalet ve hakkaniyet temel ilkelerimizdir. Hiçbir kurumun ya da bankanın, eğitim çalışanlarının emeğini düşük bedellerle değerlendirmesine müsaade etmeyeceğiz.
Promosyon anlaşmaları, yalnızca teknik bir ihale süreci değil; aynı zamanda kamu çalışanlarının haklarının korunması meselesidir. Bu nedenle sürecin her aşamasında kararlı duruşumuzu sürdürecek, en iyi şartlar sağlanana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Eğitim çalışanlarımız müsterih olsun: Haklarını sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.
Öte yandan, içinde bulunduğumuz bu süreçte sendikal birlik ve beraberliğin önemi her zamankinden daha fazladır. Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen teşkilatları olarak, her zaman olduğu gibi bugün de genel başkanımızın yanında olduğumuzu güçlü bir şekilde ifade ediyoruz. Emek mücadelesinde ortaya koyduğu kararlı duruşu destekliyor, aynı inanç ve azimle yol yürümeye devam ediyoruz.
Biz ezelden beridir hür yaşadık, hür yaşarız,
Hangi çılgın bize zincir vuracakmış? Şaşarız.
Kükremiş sel gibiyiz, bendi çiğner, aşarız,
Yırtarız dağları, enginlere sığmaz, taşarız.
Çünkü biliyoruz ki güçlü bir teşkilat, güçlü bir duruşla mümkündür. Ve bizler, eğitim çalışanlarımızın hakkını sonuna kadar savunuyoruz ve savunmaya devam edeceğiz” dedi.
Gaziantep’te yaşayan son kuşak bir çok insan bu şehirde deprem olmadığını ve olsa dahi çevre illerde olup burayı çok fazla etkilemeyeceği düşüncesindeydi çünkü bu şehir son 50 yıldır hep bu şekilde ufak çaplı hafif sallantılar şeklinde bir çok deprem yaşıyor ve bölgede yaşayan insanlar hep bu şekilde olacağına fazlasının yaşanmayacağına kendisini inandırıyor veya insan beyni kendisini daha fazlasının olmayacağına inandırıyordu.
Ancak 6 şubat gecesi yaşananlar olayın ne denli ciddiye alınması gerektiğini acı bir şekilde biz son kuşak Anteplilere öğretti veya inşallah öğretmiştir ve dersler almışızdır.Gaziantep, aslında tarih boyunca deprem kuşağı içerisindeymiş de biz yaşayanlar farkında değilmişiz geçmişe doğru baktığımız da Antep’te hemen yanı başımızda bulunan bir şehirde büyük depremler meydana gelmiş Halep Gaziantep’i riskli bölgeler sınıfına sokuyor.
Dünyanın en fazla can kaybının yaşandığı üçüncü depremi 1138 Halep depremi 230.000 kişinin ölümüne neden olan deprem Antep’i yıkıp geçmiş. Bölgede irili-ufaklı sürekli deprem yaşanırken, son büyük deprem ise bundan 200 yıl önce, 1822’de yaşanmış.
Antep’in yanı sıra, Antakya ve Halep’i de yıkmış o depremde 20 bin kişi hayatını kaybetmiş.Daha da eskiye gidecek olursak 500 li yılların ilk yarısında Dülükte meydana gelen depremde yerleşim yeri tamamen yok olmuş o depremde hayatta kalanlar şimdiki Antep kalesinin olduğu çevreye taşınmışlar.
Tarihlerin eski oluşundan anlıyoruz ki bizler depremi tanımıyormuşuz ciddi bir şekilde kendisini tanıttı ve hatırlattı bundan sonra biz Antepliler ciddi değişim yaşamak zorundayız eğer bu şehirde yaşayacaksak dikine binalar yapmayı bırakıp bir an önce eksi Antep evleri gibi tek katlı bahçeli evlere dönmeliyiz unutulmaması gereken çok ciddi bir olayla karşı karşıyayız.
Gaziantep Eğitim-Bir-Sen sendikası, bankaların düşük promosyon tekliflerine karşı Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. En son teklif edilen rakam 76.000₺ oldu. Eğitim-Bir-Sen Gaziantep Şubesine bağlı öğretmenler, bayram öncesinde yapılan promosyon ihalelerini protesto etmek amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde bir araya geldi.
Türkiye’nin en büyük metropollerinden biri olan Gaziantep’te eğitim kurumlarında 35 binden fazla öğretmen görev yapıyor. Kentteki öğretmenleri yakından ilgilendiren promosyon ihaleleri, bayram öncesinde İl ve İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından gerçekleştirildi. İhalelerde bankaların en yüksek teklifi 75 bin TL olurken, Eğitim Sendikaları tarafından bu durum tepkiyle karşılandı.
Eğitim-Bir-Sen Gaziantep Şubesi Üyesi öğretmenler, İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplandığı eylemde bankaların tutumuna tepkilerini dile getirdi. Eylemde konuşan Eğitim-Bir-Sen Gaziantep Şube Başkanı Hulusi Gürbüz, şunları söyledi:
“Gaziantep İl Milli Eğitim, Şahinbey, Şehitkamil ve Taşra İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerimiz tarafından gerçekleştirilen maaş promosyon ihaleleri, ne yazık ki bankaların eğitim çalışanlarını görmezden geldiği, emeği ve emekçiyi küçümsediği bir tiyatral gösteriye dönüşmüştür.”
Öğretmenlerin Emeği Yok Sayılıyor
“İlk ihalede Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile tüm ilçelerin maaş promosyon ihalesi birlikte yapılmıştır. Teklifler düşük kalınca bazı banka temsilcileri, çalışan sayısının fazlalığından yakınmış ve bu durumun promosyon miktarını aşağı çektiğini ifade etmiştir. Bunun üzerine ilçeler birbirinden ayrılmış, ancak sonuç değişmemiştir. Bankalar düşük teklifte ısrar etmişlerdir. Eğitim çalışanlarının emeğini, alın terini ve yaşadığı ekonomik zorlukları yok sayan bu teklifler; bırakın kabul edilebilir olmayı, ciddiyet ölçülerinin dahi gerisindedir. Bu durum, sorunun çalışan sayısı değil, bankaların eğitim emekçisine bakış açısı olduğunu net biçimde göstermektedir.”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.